Psikanaliz

psikanalizin amacı

Psikanaliz Nedir?

Psikanaliz Sigmund Freud tarafından geliştirilmiş bir kişilik kuramıdır. Psikanalizde kişinin bilinçaltında yatan güdülerin kişiliği, saldırganlığı ve cinselliği belirlediğine vurgu yapılmaktadır. Psikolojik sorunları olan kişiler nevrozlu olarak kabul edilir ve özellikle rüya yorumlamaları ve serbest çağrışım metotları kullanılarak tedavi edilmeye çalışılır. İnsanların davranış örüntüleri bilinçaltında yatan güdülerden kaynaklanmaktadır ve bilinçaltında yatan ve çözülmemiş olan sorunların yukarıdaki metotların kullanımıyla çözülmesi amaçlanır.

Psikanaliz aslında ruhsallığın sürecini, katmanlarını ve değişik boyut ve açılarını inceleyen bir bilim dalı olarak görülebilir. Temelleri Sigmund Freud tarafından atılmış ve döneminde oldukça popüler bir psikoterapi tekniği olarak kabul görmüş ve bir çok önemli psikanalist tarafından geliştirmeler yapılarak uygulanmıştır.

Bugün bile psikoterapi denilince akla gelen ‘’danışanın uzanması için odada bulunan koltuk’’ psikanalizi işaret etmektedir. Burada bir şeyi iyice netleştirmek gerekir: bütün psikoterapiler bu tarzda yapılmaz! Ayrıca psikanalizde terapist hastanın görüş alanından çekilmek için hastanın arkasında yer alır; ki günümüz de bu tekniğin  de giderek önemi azalmaktadır ve hastayla göz teması kurulmasıyla ve beden dilini de harmanlayarak kurulan sözlü ve sözsüz iletişimin  terapinin etkinliğini arttırdığı kanıtlanmıştır.

 

Psikanalizin amacı

Psikanalizin asıl hedefi hastaların zihinsel süreçlerini yaratan ve sürdüren bilinçaltı unsurları açığa çıkarmaktır. Hastanın- ki genellikle diğer psikoterapi türlerinde ‘’hasta’’ kelimesinin kullanılması çok desteklenmemektedir- transferansı sorgulanır ve psikanalist hastanın bilinçdışı engellerinden arınmasına yardım etmeye çalışır. Bu şekilde işe yararlığını kaybetmiş ve kişinin özgürlüğünü kısıtlayan engellerin ortadan kalkması için uzun bir süreci kapsayan seanslar yapılır.

Psikanalizde kişinin geçmişi derinlemesine incelenir ve serbest çağrışım yöntemiyle hastanın o anları detaylıca değerlendirmesine izin verilir. Yani aslında şu an yaşadığınız duyguların tohumları geçmişte atılmıştır ve yaşadığınız zihinsel sorunlar da bu temellerle bağlantılıdır; ancak geçmişe bir geri dönüş yapma yoluyla bu sorunların çözülmesi sağlanır. Kişinin geçmiş deneyimleri, çocukluk anıları ve duyguları özellikle incelenir ve sorunlarla arasında bağlantı kurulması amaçlanır. Psikanalizde yaygın olan görüş çocukluk deneyimlerinin ve biyolojik faktörlerin bilinçaltı mekanizmasını kontrol ettiği yönündedir. Kişinin hayatını daha iyi bir hale getirmesi için geçmiş deneyimlerin ve duyguların incelenmesi ve açığa çıkarılması ve zihinsel sorunlarla olan bağlantılarının bulunup çözülmesi gereklidir. Bu yüzden psikanalist için önemli olan kişinin bilinçaltına ulaşabilmektir.

 

Bilinçdışı

Biliçdışı ile Freud’un kast etmiş olduğu şey dürtülerin kişinin bilinci ve farkındalığı dışarısında kalan zihinsel işlevler bölümüdür. Freud psikanalizde, psikolojik bastırmanın öneminin üzerinde sıklıkla durmuştur. Toplum tarafından kabul edilmeyen arzular, istekler, travmatik olaylar, acı veren durumlar ve düşünceler bilinçdışında yer almakta ve varlıklarını burada sürdürmektedirler.

Freud ayrıca araştırmalarını genişletti ve yapısal teoriyi ortaya attı. Buna göre id, ego ve süperego zihni oluşturan üç bölümdü. Kısaca ‘’id’’ en ilkel arzularımızı yani cinsellik, açlık, saldırganlık vs. saklayan bölümken; süperego ise içselleştirilen ahlaki normları, tabuları kapsayan bölümdür. Ego ise bu iki aşırı ve aykırı uç arasındaki dengeyi sağlayan ve bunları kontrol altında tutan kısımdır.

 

Geçmişten günümüze Psikanaliz

Psikanaliz ortaya çıktığı dönemde ve sonrasında bir çok bilim insanını etkilemiş ve uzun bir süre boyunca popülerliğini korumuştur. Ancak psikanaliz, günümüzde eğitiminin çok uzun süreler alması, seans sayılarının çok fazla olması ve tedavinin yıllarca sürmesine rağmen kişinin istenen gelişmeyi gösterememesi gibi nedenlerden dolayı giderek popülerliğini kaybetmiştir. Psikanalizden daha sonra ortaya çıkmış olan Bilişsel Terapi, Çözüm Odaklı Terapi ve Bilişsel Davranış Terapisi (BDT) gibi terapiler kişilerin daha hızlı gelişim göstermesine katkı sağladıklarından ve etkinlikleri de yapılan araştırmalar sonucunda kanıtlandığından dolayı, psikanalize göre avantaj elde etmişlerdir. Ayrıca bahsetmiş olduğumuz terapiler psikanalize göre daha kısa sürmekte ve bu da kişiyi maddi olarak da ağır bir yükün altından kurtarmaktadır. Bu da bu tarz psikoterapi türlerinin ulaşılabilirliğini arttırmaktadır.

 

Göksel Akkaya

 

Alakalı başlıklar

Leave a Comment