Depresyon-2: Genler ve Depresyona Yatkınlık

Depresyon, Genler ve Depresyona Yatkınlık

Depresyon ile ilgili en çok merak edilen konulardan biri de depresyonun genler yoluyla aktarılıp aktarılmadığı ve kişilik tiplerinin depresyona karşı farklı hassasiyetlerinin olup olmadığıdır. Bu konuya açıklık getirmek özellikle faydalı olacaktır.

Bazı insanların depresyonun belirli tiplerine yatkınlık gösterdikleri, ve bunda da genlerin rolü olduğu kanıtlanmıştır. Ancak yine de bu depresyonun tam olarak nasıl geliştiğini açıklamaktan oldukça uzaktır. Depresyon üzerinde yapılan araştırmaların sonuçları çocukluğun ilk dönemlerindeki deneyimlerin ve yaşam olaylarının depresyonun asıl kaynağı olduğunu gösterir niteliktedir.

Depresyonun potansiyelimiz olan bir ruh hali olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Tıpkı korku, kaygı, üzüntü veya cinsel uyarılma deneyimlediğimiz gibi depresyonu da deneyimlememiz ve geliştirmemiz mümkündür. Depresyon da, en az bahsetmiş olduğumuz bu duygular gibi beynimizdeki gerçek kimyasal değişimlerle bağlantılıdır.

Hayvanların da depresyona yakalandığı düşünülmektedir ve bu konuda yapılan araştırmaların sayısı da gün geçtikçe çoğalmaktadır. Tıpkı insanlardaki gibi, bir hayvanın kontrolü yitirmesi, statüsünü kaybetmesi ya da bir yere hapsolması gibi durumlar, o hayvanın insanlardaki depresyona benzer belirtiler göstermesine neden olmaktadır.

Kişi olarak değer görme ile bağlantılı sinyaller insanlarda evrimleşmiş ve ruh hallerinin aracısı haline gelmiştir. Ayrıca beynimizde sürüngenlerle birlikte evrimleşmiş mekanizmalar ya da yapılar bulunmaktadır. Nöropsikologlar bu bölümleri sürüngen beyni olarak tanımlamaktadır. Depresyonu anlamamızda bizlere yardımcı olabilecek evrimsel bir görüş mevcuttur: Evrim sıfırdan yeni tasarımlar ortaya koymaz! Bir türün evrimleşmesiyle, eksi tasarımlar eklenir, benimsenir ya da değiştirilir. Bu da beynimizin derinlerinde milyonlarca yıllık yapıların olması mümkündür. Bu karmaşık sistemlerin ve milyonlarca yıllık değişimlerin kalıntılarının genlerimiz aracılığıyla nesilden nesile aktarılıyor olması görüşü savunma mekanizmalarımız ve bazı davranış örüntülerimiz başta olmak üzere bir çok konuda açıklayıcı olabilmektedir.

Buna göre depresyon, milyonlarca yıllık evrimsel birikimin veya kalıntıların bize genlerimiz aracılığıyla aktarılmasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak yine de göz ardı edilmemesi gereken ve yapıcı adımlar atmada ihtiyacımız olan yaklaşım kişisel deneyimlerin, yaşam tarzlarının ve düşünce biçimlerinin kişileri depresyona çok daha yatkın hale getirdiğidir.

Depresyon tekrarlayabilen bir bozukluktur ve bu durum kişiyi korkutabilir, ancak bunu bilmek kişinin önlem alması konusunda motivasyonu tetikleme ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar sizi başarısızlık ve aşağılık hissinden bir süreliğine kurtarabilir ancak özellikle medikal tedavi süresince dikkat edilmesi gereken şey kişinin bu tür duyguları derinlerinde muhafaza ediyor olabileceğidir. Yani daha açıklayıcı olmak gerekirse; ilaçlar kişiyi yeniden eğitmez ve kişiyi depresyonun altında yatan inançlardan kurtarmaz. Bu yüzden psikoterapiler, depresyonun nüksetmesini önlemede oldukça etkili sonuçlar vermektedir.

Depresyon ve genel istatistikler

  • Majör depresyonun herhangi bir zamanda kadınlarda görülme oranı %4-10 iken erkeklerde %2-5’tir. Kadınlarda yaşam boyunca görülme riski %10-26 iken, erkeklerde bu oran %5-12’dir.

 

  • Ekonomik düzeyi daha düşük toplumlarda bu oranlar daha yüksektir.

 

  • Alkol ve uyuşturucu sorunları, yeme bozuklukları ve saldırganlık gibi durumlar da depresyonla bağlantılı ortaya çıkmış olabilir ve depresyonun iyileşmesiyle beraber bu durumlar ortadan kalkma eğilimi gösterirler.

 

  • 20. Yüzyıldan itibaren depresyon oranlarında ciddi bir ivmelenme görülmektedir ancak buna neyin yol açtığı tam olarak bilinmemektedir.

Depresyon nasıl ortaya çıkar?

 

Eski beyin ve zihin

İnsanlar doğum anından itibaren ihtimam ve sevgi dolu bir bağ kurma arayışına girerler. Başkalarından kabul görme, tanınma ve statü adına mücadele içerisine girerler. İlişkiler kişilerin beklediği gibiyse iyi hissederler, ancak kişi reddedilmek ve eleştirilmek istemez. Reddedilmek ve eleştirilmek genellikle rahatsız edici olarak algılanmaktadır. Kişi reddedildiği, eleştirildiği, kabul görmediği ve sevilmediğini hissettiği ve kendini aşağı gördüğü durumlarda ruh hali kötüleşebilir. Bu diğer hayvanlarda da aynı yönde ilerleme göstermektedir.

Sürekli birbiriyle etkileşim içerisinde olan ve zihnimizi etkileyen üç duygu sistemimizi vardır: -Birincisi, tehdit olarak algıladığımız şeyleri izlemeye, saptamaya ve tepki vermeye yardımcı olan bir sistemdir.

  • İkincisi, arzularımızı ve motivasyon duygularımızı ortaya çıkaran sistem olarak bilinir.
  • Üçüncü sistem ise kendimizi güvenli, hoşnut ve mutlu hissetmemizi sağlayan sistemdir.

Depresyonla beraber bu sistemler arasındaki dengelerde değişiklikler meydana gelir. Bu durumun sonucu olarak da, daha fazla kötümser olur, daha fazla öfke, kaygı, asabiyet ve utanç hissederiz. Yine çok daha az motive olur, enerjimiz azalır ve daha az hoşnutluk, daha az mutluluk ve daha az huzur hissederiz.

 

Tehditten korunma-güvenlik arama sistemi

Gezegenimiz üzerindeki yaşam formları çeşitli tehlikelerle karşı karşıya gelmektedirler. Canlılar bir çok tehditle karşı karşıya oldukları için de beyinlerinde bu tür tehditlerin saptanmasını sağlayan mekanizmalar geliştirmişlerdir. Buna kısaca tehditten korunma sistemi denilmektedir. Bu sistem tehdidi saptar, kaygı gibi duyguları tetikler ve kaçmak, saklanmak (bazen donup kalmak) ya da harekete geçmek gibi davranışları sağlayarak güvenliğimizi sürdürmemize yardım etmeyi amaçlar.

Bu sistem her ne kadar bizi korumak için geliştirilmiş olmasına rağmen bununla bağlantılı his, düşünce ve duyguların çoğu sorunlara neden olabilir ve pek çok zihinsel soruna zemin oluşturabilir.

 

Tehditten korunma tepkisi: depresyon

Amigdala beyinde bulunan ve tehditleri saptamamıza ve onlara tepki vermemize yardımcı olan bir bölgedir. Depresyonda olduğumuz zaman ise amigdala daha hassaslaşmış gibi görülür. Depresyonunun bazı kısımlarının tehditten korunma sistemimiz üzerindeki fizyolojik duyarlılıkla ilintili olduğunu göz önünde bulundurmak özellikle yararlıdır.

Depresyonun bir tür kapanma durumu olduğunu kabul etmek gereklidir. Her şey düzelene kadar mağaraya çekilme metaforu bu durumu tanımlarken kullanılabilir. Ayrıca depresyon sadece asabiyet ve daha çok kaygı hissetmek ile de bağlantılı değildir. Depresyon olumlu duygu sistemlerinde zayıflamaların ortaya çıkmasına neden olan bir sorundur. Bu da bir şeylerden keyif almamızı ve bir şeyleri keyifle beklememizi doğrudan etkilemektedir.

Bu yüzden depresyondan kurtulabilmek için beyindeki olumlu duygu sistemlerinin tekrar aktifleştirilmesi için çalışmak oldukça önemlidir.

Yeni zihin ve depresyon

Yeni zihnin bazı olumsuz yanları da vardır. Eğer geleceğimiz ya da kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz kayıp ve tehdit odaklıysa, tatsız duygulara kapılmamız yüksek ihtimallidir.

Bilişsel Davranışçı Terapi kuramlarının özellikle üzerinde durduğu konu imgelerin ve düşüncelerin beynimizde ve bedenimizde tepki uyandıracak güce sahip olmalarıdır. Zihninizde bilinçli olarak ele aldığınız ya da yaratmış olduğunuz düşünce ve imgeler beden sistemlerinizi ve fizyolojinizi uyaracaktır.

Bunun anlamı da kendi düşüncelerinizin zihninizi ve bedeninizi uyarabilme kapasitesine sahip olduğudur. Eğer sürekli olarak kendinizi küçümseme eğilimindeyseniz bu durum sizin stres sistemlerinizi harekete geçirecek ve beyninizde üzülmenize, kaygılanmanıza ve kızmanıza yol açan sistemleri tetikleyecektir.

Kendi düşüncelerimiz beynimizde stresli ve tatsız duyguların oluşmasından sorumlu uyarabilir. Bu durumun bir sonucu olarak da olumlu duygularımız zayıflayabilir. Aynı şekilde sürekli öz eleştiri yapmak da tehdit sisteminin sürekli uyarılması anlamına gelir ve bu da kendimizi sürekli olarak tehdit altında hissetmemize neden olur.

Özeleştriye neden olan pek çok durum vardır. Özeleştirinin en yaygın nedenlerinden biri, geçmişte başkalarının bize eleştirel yaklaşmaları ve bizim de onların düşüncelerini koşulsuz olarak kabul edişimizdir. Çoğu zaman bu insanların gerçekten bizimle ilgilenip ilgilenmediklerini ya da bize yardım amaçları olup olmadığını düşünmeyiz. Aslında bu insanlar sadece sinirli, herkesi eleştiren ve oldukça stresli kişiler olabilirler; ancak bazen kendimizi eleştirmekle o kadar meşgul oluruz ki bu gibi detayları gözden kaçırabiliriz.

Standartlarımızın çok yüksek olması ve bunun sonucunda da kendimizi eleştirmemiz oldukça muhtemeldir. Bu da hüsran duygusuna yol açar ve reddedileceğimizi düşünürüz. Bunun sonucu olarak da özeleştiri yaparız.

Tehdit sisteminde olduğu gibi, kendi imge ve düşüncelerimiz nezaket ve teskin sistemimizi harekete geçirebilir. Eğer destekleyici ve nazik olmayı başarabilirsek beynimizin nezaketi algılayan ve tepki gösteren kısımlarını uyarmamız mümkündür. Bu da bizim aksaklıklarla ve stresle başa çıkmamıza yardımcı olacaktır. Kendinize karşı şefkatli ve nazik olmanın hayatın stresleriyle başa çıkabilmekle ve refahla bağlantılı olduğunu gösteren kanıtların sayısının her geçen gün arttığı da unutulmamalıdır.

 


Depresyon yazı dizimizin 3. yazısı olan ”Depresyona Yatkınlık mı Geliştirdik?” adlı yazımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: 

psikolojiplatformu.com/2018/12/01/depresyon-nedir-duygular-ne-anlama-gelir/


psikolojiplatformu.com kurucusu

Kaynak:

Gilbert, P. (2009). Overcoming depression: A self-help guide using congitive behavioral techniques. London, UK: Robinson

 

Alakalı başlıklar

Leave a Comment